• Sayısı Binlerle İfade Edilecek Düzeyde Basın & Yayın Tecrübesi Finansal Piyasalar Uzmanı & EğitmenHakkındaYeni İçeriğimiz Yayında Şimdi İzlePiyasaları ve ekonomiyi ele aldığımız güncel video içeriklerimizi şimdi izleyin. Üzeyir Doğan"Doğru varlık dağılımı, servet biriktirmenin ve
bu serveti korumanın anahtarıdır." Finansal Piyasalar Uzmanı & Eğitmenİletişim
Üzeyir Doğan, eğitim ve danışmanlık çalışmalarını kurumların ve grupların ihtiyaçlarına göre planlamaktadır. Aşağıdaki yapı örnek bir haftalık akışı göstermektedir; tarih ve saatler talebe göre özelleştirilir.
Enflasyon silsilesi içinde Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) son halka olmasına karşın, en geniş kitleyi etkileyen rakam olması nedeniyle, tartışmalar genelde TÜFE üzerinden gerçekleşir. TÜFE bir ürünün tüketicinin eline geçtiği son fiyattaki değişim üzerinden hesaplanır. Oysa raflarda etiketlerdeki fiyatlar buraya gelene kadar; üreticinin maliyeti, üreticinin kar marjı, üreticinin satış fiyatı, aracının kar marjı, nihai satış noktasının kar marjı ve vergi gibi birçok etkenden etkilenir. Bu silsile içerisinde, üreticinin ürünlerinin satış fiyatındaki değişimler üzerinden hesaplanan göstergeyi Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) olarak tanımlıyoruz. Yani sanılanın aksine ÜFE, üreticinin maliyetlerindeki artışı değil, üreticinin satış fiyatlarındaki değişimi gösterir.
Maliyet ve ÜFE ilişkisi
ÜFE, üreticilerin ürettikleri ürünü yurtiçinde sattıkları fiyatın zaman içindeki değişimi üzerinden hesaplanır. Bu nedenle ÜFE, aslında doğrudan üreticinin maliyetini yansıtmaz, başka bir ifade ile ÜFE, doğrudan bir maliyet endeksi değildir ancak üreticinin satış fiyatını belirleyen etkenlerden biri de maliyetler olduğu için dolaylı olarak maliyet baskısını da yansıttığı söylenebilir. Buna karşın;
maliyetlerin arttığı ancak talebin zayıf olduğu dönemlerde ÜFE, maliyetlere paralel artmayabilir (marj erimesi).
maliyetler değişmezken ya da azalırken, yüksek talep nedeniyle üretici fiyatlarının (ÜFE) artığı da görülebilir (kar marjında yükseliş).
Görüldüğü üzere ÜFE üzerinde belirleyici etkenlerden biri maliyetler olsa da, bu maliyetlerin ürün fiyatına ne ölçüde yansıyacağını (kar marjını) belirleyen ana etken talep koşullarıdır. Bu nedenle ÜFE, üreticinin maliyet değişimi kadar, talep koşullarını da ölçen bir gösterge olarak tanımlanabilir. Maliyet artışı ile ÜFE’deki artış arasındaki fark ise şirketlerin kar marjlarını belirler. Sağlıklı bir ekonomide maliyetlerdeki geçişkenliğin yüksekliği de kar marjı erimesi de problem olabilmektedir. Maliyet geçişkenliğinin yüksek olması dalgalı, yüksek ve kalıcı bir enflasyonu işaret ederken, kar marjlarındaki erime uzun vadede üretimin kan kaybederek arz kısılmasına neden olmaktadır.
ÜFE Neden TÜFE’nin Habercisidir?
Toplumun çok büyük bir kesimini etkileyen TÜFE’ye göre daha geri planda kalmasına karşın ÜFE, TÜFE’nin gelecekte ne yöne evirileceği konusunda çok önemli bilgiler sunmaktadır. Özellikle Türkiye gibi ithal girdi bağımlılığı yüksek ülkelerde ÜFE-TÜFE geçişkenliği çok daha sert yaşanır. ÜFE’yi yorumlarken dikkat edilecek en önemli husus; buradaki değişimin maliyet kanalından mı kaynaklandığı yoksa talep koşullarından mı oluştuğudur. Bu konuda TÜFE Bülteni’nde yer alan 5 ana sanayi grubundaki değişimler önemli ipuçları vermektedir. Bu gruplar ve ileriye yönelik etkileri aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
Ara malı: Üretimde kullanılan girdiler olarak özetlenebilir. Neredeyse tüm sanayi kollarını kapsadığı için buradaki artış ya da azalış genele yayılan bir etki gösterir. Buradaki kalıcı bir yükseliş trendi, çekirdek enflasyonda ve devamında TÜFE’de geniş kapsamlı bir yükseltici etki oluşturur.
Dayanıklı tüketim: Beyaz eşya, mobilya, otomobil, elektronik ürünler gibi kalemleri kapsar. Ara mallarındaki fiyat artışları enflasyonda genel bir etki oluştururken, dayanıklı tüketim mallarındaki değişim talep koşullarına daha bağlıdır. Talep zayıfsa ara malı ya da başka bir kanaldan gelen maliyet baskısı olsa da nihai fiyatlar artmayabilir. Faiz düşük, krediler canlıysa TÜFE geçişkenliği çok yüksek olur. Diğer taraftan dayanıklı tüketim ve enerji kur geçişkenliği yüksek olan ana sanayi gruplarıdır. Bu kalemlerdeki artış ve azalışlarda diğer etkilerle birlikte kur değişimlerinin etkisine daha hassas bakılmalıdır.
Dayanıksız tüketim: Dayanıklı tüketimin dışında kalan daha kısa vadede sarf edilen, gıda, temizlik malzemesi, kozmetik, ilaç gibi ürün gruplarıdır. Bu gruplardaki ürünlerin stoklama süresi dayanıklı mallara göre daha düşük olduğu için etiket değişimleri de çok hızlı gerçekleşir. Bu nedenle TÜFE’ye en hızlı yansıyan kalem olmakla birlikte, hane halkının hissettiği enflasyon da en çok buradan gelen artışlardan etkilenmektedir.
Enerji: Elektrik, doğalgaz, kömür, akaryakıt vs gibi kalemleri kapsar. Buradaki ürünlerin büyük bir kısmının fiyatı kamu tarafından yönetilen yönlendirilen statüdedir. Bununla birlikte bu ürünlerin yurtdışı fiyatları ve kur nihai fiyat üzerinde belirleyicidir. Bu kalemdeki artışın TÜFE üzerinde, akaryakıt (ulaştırma), doğalgaz/elektrik (konut) gibi doğrudan etkileri mevcutken, birçok kalem için de nakliye ve enerji fiyatlarındaki girdi kaynaklı dolaylı etkileri görülür. Bu nedenle enerji ÜFE’sindeki artışın TÜFE’ye hızlı ve güçlü yansıması beklenir.
Sermaye malı: Makine, teçhizat, sanayi cihazları, üretim bantları gibi kalemleri kapsar. TÜFE üzerinde kısa vadeli doğrudan etkisi en düşük kalemdir. Buna karşın bu malların fiyatlarındaki artış yatırım maliyetlerini artırarak, arzın artış hızını yavaşlatır, verimliliği düşürür. Bu durum enflasyonu orta uzun vadede kalıcı hale getirir.
Hangi ÜFE Kalemi Tehlikelidir?
TÜFE’ye geçişkenlikte “enerji” ve “dayanıksız tüketim malları” en hızlı etkiyi oluştururken, bu kemleri sırası ile “ara malları” ve “dayanıklı tüketim malları” izlemektedir. En geç etki ise genellikle “sermaye mallarından” gelmektedir. Buna karşın yapısal olarak nitelendirdiğimiz orta vadede en önemli sorunu oluşturan kalemler ise geçişkenliği görece daha yavaş olan “ara malları” ve “sermaye malları” gruplarıdır.
ÜFE Bülteni Neler Sunar?
ÜFE verileri tıpkı TÜFE’de olduğu gibi her ayın 3’ünde (tatil olması durumunda izleyen ilk iş günü) TÜİK tarafından açıklanır. ÜFE verileri toplanırken 2026 itibariyle TÜİK, 4 ana sektörde 711 üründe 16.682 adet fiyat toplaması gerçekleştirir. Burada yer alan ürün içerikleri ve sayıları her yıl güncellenir.
Açıklanan ÜFE bülteni, TÜFE bülteninde olduğu gibi, aylık, yıllık, yılbaşına göre ve on iki aylık ortalamalara göre değişimlerin yer aldığı tablo ile başlar.
Bu tablonun hemen altında ÜFE’nin yıllık değişim oranlarının yer aldığı grafik mevcuttur.
Bu grafiğin altında ise Yİ-ÜFE ile birlikte sanayinin 4 sektörünün ve 5 ana sanayi grubunun yıllık değişim oranı verilir. Bültenin ilerleyen bölümünde bu tablo aylık değişimler olarak de verilmektedir. ÜFE’de aylık veriler ve ağırlıklı olarak son 3 aya ait ortalamalar, trendin ne yönde olduğu ve TÜFE’ye geçişkenlik konusunda daha çok bilgi verir. Bu nedenle yorumlamada yıllık verilerden ziyade bu son döneme daha fazla odaklanılmalıdır.
Bültenin son ve en önemli tablolarından biri ise yaklaşık 30 ayrı sektörün yer aldığı, sektörlere göre ÜFE değişim oranlarının yer aldığı tablo mevcuttur. Bu tablo da ana sanayi gruplarında olduğu gibi bültende yıllık ve aylık olarak ayrı ayrı verilmektedir.
TÜİK açıkladığı bülten ile birlikte verilerin alt başlıklarını ve tarihsel serileri yan tarafta bulunan “Tablolar ve Grafikler” bölümünde excell formatında açıklar. Bu tablolar içinde ana grupların ve alt kalemlerin ÜFE içindeki ağırlıkları, tarihsel olarak bu gruplardaki değişim oranları gibi bilgiler yer almaktadır.
Özetle, enflasyon denince akla ilk gelen rakam TÜFE olsa da TÜFE’ye giden yolda en önemli duraklardan biri ÜFE’dir. En başta da ifade ettiğimiz gibi ÜFE bir maliyet endeksi değil, üreticinin fiyatlarındaki değişimi gösteren bir endekstir. Üretici fiyatlarında yaşanan artış ya da azalışlar bazen çok hızlı bazense gecikmeli olarak tüketici fiyatlarına yansır. Bu nedenle ÜFE’yi anlamadan gelecekte karşılaşılabilecek TÜFE hakkında yorum yapabilmek mümkün değildir. ÜFE’yi yorumlarken iki hususa dikkat etmek gerekir. Bunlardan ilki ÜFE’nin hangi alanlardan beslendiği ikincisi ise ÜFE’yi besleyenin maliyet artışları mı (kur, petrol, enerji vs) yoksa talep koşulları mı olduğudur. Bu sorulara verilecek cevaplar TÜFE’nin seyrini ve kalıcı olup olmadığını belirleyecektir.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi adına öncelikle aşağıdaki yazıların sırayla okunmasını öneririm.
Dört Bacaklı Mücadele: Enflasyonu Düşürmenin Gerçek Yolu
Enflasyonla mücadele çoğu zaman merkez bankalarının görevi gibi görünür. Oysa realite bundan çok farklı ve karmaşıktır. Enflasyonla mücadele; birbiriyle eşgüdüm halinde ilerlemek zorunda olan dört bacaklı bir politika mimarisine ihtiyaç duymaktadır. Bu dört bacak:
Para Politikası
Maliye Politikası
Yapısal Reformlar
Toplumsal Mutabakat (Beklentiler)
olarak tanımlanabilir. Bu bacaklardan birinin ya da bir kaçının aksaması ya da dozunun artması fiyat istikrarı dengesini bozmakta, diğer bacakların etki alanını sınırlamaktadır. Enflasyonu sadece parasal bir olgu olarak görmek, paranın miktarı ve maliyeti ile düzeltilebilecek kadar basit bir sorun olduğu algısını beslemektedir. Oysa önceki bölümde de bahsettiğimiz üzere enflasyonu besleyen birbirinden farklı birçok başlık bulunmaktadır. Bu başlıkları kontrol altında tutabilmek içinse yukarıda saydığımız birbirini tamamlayan dört bacağın koordineli bir şekilde çalışması gerekmektedir.
Fiyat istikrarını bu dört bacak üzerine inşa edilmiş masanın tam ortasında durması gereken bir küp olarak tanımlayacak olursak, bacakların dengesinin bozulması bu küpün masa üzerinde kaymasına ve dengenin çok daha bozulması durumunda ise düşüp kırılmasına neden olmaktadır. Türkiye’de maalesef bu masa dengeli bir şekilde inşa edilememiş, küp zaman zaman masanın üzerine çıkarılmaya çalışılsa da masada tutabilmek çok mümkün olmamıştır. Bu bölümde masanın dört bacağını dengede tutmak için kullanılan araçları ve etkilerini detaylı bir şekilde inceledikten sonra, masanın dengede kalabilmesi için bu dört bacağın koordinasyonu üzerinde duracağız.
Para Politikası
Para politikasının temel işlevi fiyat istikrarını sağlama adına, talebi ve beklentileri yönetmek olarak özetlenebilir. Talebi belirleyen en önemli unsurlardan biri paranın miktarı, maliyeti ve dolaşım hızıdır. Bu nedenle etkin bir para politikası yönetimi için ilk olarak piyasadaki paranın miktarının, faizinin ve dolaşım hızının doğru ayarlanması gerekmektedir. Merkez bankaları bunun için
gibi araçları kullanır. Piyasada faizi, miktarı ve dolaşım hızı doğru ayarlanan bir para politikası, tek başına enflasyonu engelleyemese bile, sadece burada yapılacak bir yanlış enflasyonun kontrolden çıkmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarının devamı için en kritik görevin bu bacağı yönetmek olduğunu söyleyebiliriz. Bu yönetimin günlük siyasetin dışında tutulabilmesi adına “bağımsız merkez bankacılığı” söylemi ortaya çıkmıştır. Paranın miktarının, faizinin ve dolaşım hızının doğru oluşturulması; ülke para biriminin değerini (kurlar) ve istikrarını da tayin etmektedir. Merkez bankalarının bu süreçte önemli görevlerinden biri de döviz rezerv politikalarını yönetmektedir. Güçlü bir rezerv, istikrarlı bir kur için ön koşul olmakla birlikte toplumun merkez bankasına güvenini de artırmaktadır. Özetle merkez bankalarından ilk olarak beklenen yukarıda saydığımız araçları kullanarak, piyasadaki paranın miktarını ve faizini doğru konumlandırması ve güçlü bir rezerv politikası inşa etmesidir. Bu yapı kurulduktan sonra iletişim kanallarını kullanarak beklentileri yönetmek, tek başına olmasa da merkez bankalarının da önemli görev alanlarından biridir.
Maliye Politikası
Enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarının sürdürülebilir olmasında maliye politikalarının işlevi;
kısa vadede talebi dengelemek,
orta ve uzun vadede ise arzı artırıcı zemin hazırlamaktır.
Maliye politikalarının ilk ayağı olan kısa vadeli talebi dengeleme adımında kamu harcamalarının kısıtlanması ve vergi artışları akla gelen ilk uygulamalardır. Bu çerçevede bütçe açığı kontrolü, kamu harcama disiplinin sağlanması, vergi politikası, kamu ücret ve transfer fiyatlamaları, sosyal destekler gibi alanlar maliye politikasının etkin olduğu başlıklardır. Bununla birlikte yönetilen ve yönlendirilen ürünlerdeki fiyat artışları da enflasyon üzerinde önemli bir baskı kalemi olarak görülmektedir. Tüm bu alanların merkez bankasının para politikası hedefiyle uyumlu olması esastır. Mali disiplinin zayıf olduğu ekonomilerde, para politikası zaman içinde mali politikalara ayak uydurarak (bu durum mali baskınlık olarak adlandırılır) enflasyonla mücadeleyi daha zor hale getirmektedir. Maliye politikaları gaza basarken, merkez bankalarının frene basması gereksiz enerji israfı ve dengesizlikler doğurmaktadır. Sürecin uzaması genelde ayağın frenden çekilmesi ile sonuçlanmakta ve enflasyon canavarı şahlandırılmaktadır. Maliye politikaların orta ve uzun vadeli işlevleri arasında birazdan değineceğimiz yapısal reformlar ayağına destek de bulunmaktadır. Arzı artırıcı alanlara sağlanacak kredi imkânları ve vergisel teşvikler ilk akla gelen uygulama alanlarıdır. Özetle maliye politikalarının temel işlevi, kamu eliyle enflasyona sebep verecek talep artışının önüne geçmek, yönettiği ve yönlendirdiği ürünlerdeki fiyat artışları ile enflasyonu beslememek ve sağladığı teşviklerle arzın artışına destek olmaktır.
Yapısal Reformlar
Enflasyonla mücadele ve devamında aslolan fiyat istikrarını sağlama ve kalıcı hale getirilmesinde en önemli bacaklardan biri yapısal reformlardır. Yapısal reformlar para politikasının (merkez bankasının bağımsızlığı) ve maliye politikasının (şeffaf, öngörülebilir ve denetlenebilir bütçe) hedeften sapmasını engelleyici hukuki düzenlemelerden, arzın istikrar kazanmasını sağlayacak nitelikli istihdam ve altyapı düzenlemelerine kadar çok geniş bir alanı kapsamaktadır.
Türkiye’de özellikle gıda fiyatlarının diğer ülkelere göre öngörülemez ve çok dalgalı olmasını engelleyecek olan tarımsal planlamaları,
işgücünün daha nitelikli hale getirilmesini sağlayacak eğitim reformlarını,
daha fazla yabancı yatırımcı çekebilmek için mülkiyet hakkını ve adil rekabeti önceleyen hukuki düzenlemeleri,
maliyet avantajı için enerji ve lojistik altyapıyı güçlendirmeyi,
veri güvenilirliğini artırarak öngörülebilir bir ekosistem oluşturmayı
başlıca yapısal reformlar olarak sıralamak mümkün. Yapısal reformların temel amacı; maliyet enflasyonunu azaltmak, arz kapasitesini büyütmek ve istikrara kavuşmasını sağlayarak kalıcı fiyat istikrarına ulaşmaktır. Enflasyonla mücadelede ülkemizde en çok aksayan bacaklardan biridir.
Toplumsal Mutabakat ve Beklentiler
Bir ekonomide paydaşların ortaya konan programa ve hedeflere inanması, programın başarıyla yürütülmesini ve hedeflere ulaşılmasını kolaylaştırır. Paydaşların inancını artırmak içinse uygulanan programın öncelikle ortak ve ulaşılabilir bir hedefe işaret etmesi, şeffaf, öngörülebilir, tutarlı ve sorgulanabilir olması ön koşuldur. Bu koşulları sağlayan bir programın oluşturulduktan sonra programın toplumda kabul görmesini sağlayacak üç koşul vardır. Bunlar:
Programın uygulanması yönünde güçlü bir irade,
Güvenilir bir iletişim politikası,
Kademe kademe gerçekleşen ara hedefler.
Bu üç koşulun sağlanması; beklentilerin çıpalanmasını ve enflasyonda atalete neden olan psikolojinin kırılmasını sağlayarak dezenflasyonist sürecin hızlanmasını sağlayacaktır. Özetle; beklentilerin gerçeği şekillendirici etkisi görülecektir.
Sonuç: “Enflasyon Tek Araçla Düşmez”
Enflasyonla mücadele dört bacaklı bir masayı dengede tutmaya benzer. Bu bacaklardan para ve maliye politikası daha çok talep enflasyonunu, yapısal reformlar maliyet enflasyonunu, toplumsal mutabakat ise beklenti enflasyonunu hedef alır. Bu masanın bacakları sürekli hareket halinde uzayıp kısalan bir yapıya sahiptir. Bu uzama ve kısalmalar her zaman istem dışı olmayıp, politika yapıcıların ekonomideki enflasyon dışındaki hedefleri destekleme adına bilinçli bir şekilde gerçekleştirdikleri aksiyonlar olabilir. Amaç masa üzerinde bulunan fiyat istikrarı küpünü masa üzerinde tutmaktır. Küp masa üzerinde tutulduğu sürece bu hareketler ekonomiye dinamizm katabilir. Ancak unutulmamalı ki; bir bacak dengesizse masa sallanır, iki bacak dengesizse masa devrilir. Masanın dengede kalabilmesi için bir bacak uzadığında ya da kısaldığında diğer bacakların da buna ayak uydurması esastır. Ancak tüm bacaklar yanlış yönde eş güdüm halinde uzuyor ya da kısalıyorsa, masa dengede olsa bile bunun sonucu hiperenflasyon ya da deflasyon olabilir. Bu nedenle masanın bacak uzunluklarının, standartların dışına çok fazla çıkmaması gerekir.
Enflasyonla mücadelede en büyük yanılgı, tek bir politika bacağının doğru konumlanmasının yeterli olacağı inancıdır. Para politikası sıkılaştırılırken maliye politikası gevşek kaldığında ya da yapısal reformlar ihmal edildiğinde, uygulanan programlar ya başarısız olmakta ya da geçici sonuçlar üretmektedir. Özetle enflasyonla mücadele, iyi konumlanmış bir orkestra şefi öncülüğünde gerçekleşen bir senfoni orkestrası gibidir. Tüm paydaşların aynı notadan çalması, bu senfoninin dinlenilebilir olmasının ön koşuludur.
Gıda, Sağlık, Eğitim Enflasyonla Mücadelede En Çok Aksayan Alanlar Neler Başlıklı Video Analizimi İzlemek İçin TIKLAYINIZ…
Enflasyon neden mi sonuç mu? Enflasyonu besleyen temel sorunlar
Yüksek enflasyon yaşanan dönemlerde genellikle enflasyonun sonuçlarını konuşmak magazinsel olarak daha fazla ilgi görür. Zamlanan ürün fiyatları, alım gücünün düşmesi, hayat pahalılığı ve gelir adaletsizliği gibi toplumu huzursuz eden birçok etken enflasyonun bir sonucu olarak ortaya çıkar ve tartışılır. Bununla birlikte enflasyon da aslında tek başına bir neden olmaktan ziyade birçok birleşenin bir araya gelerek ortaya çıkardığı bir sonuçtur. O halde enflasyonu tek başına bir canavar olarak görmekten bir adım daha ileriye geçip, bu canavarı besleyen kaynakları irdelemek ve kurutmak öncelik olmalıdır. Aksi takdirde enflasyon sanki tek kaynaktan beslenen ve sorumlusu da tek bir merci gibi algılanan bir olgu haline dönüşür. Bu olgu fiyat istikrarını sağlama yönündeki iradenin baştan sakatlanması anlamına gelmektedir. Bugün Türkiye’de yaşadığımız durum büyük ölçüde böyledir. Toplum enflasyonun sebeplerini tam olarak algılayamadığında, hesap soracağı mercii de eksik ya da yanlış tayin etmektedir. Peki gerçekte enflasyon kim ya da kimler yüzünden artıyor?
Arz talep dengesizliği
Enflasyonu besleyen en önemli unsurlardan biri arz-talep dengesizliğidir. Bir ekonomide talep arzdan daha hızlı artarsa ya da arzda kesintiler yaşanacak olursa (bu konuya arz şokları başlığında daha detaylı değineceğiz) satıcılar fiyatları yükselterek daha fazla para verebilecek müşteriye yönelir. Bu durum arzın sınırlı olduğu ürünlerde doğrudan fiyat artışına neden olurken, diğer ürünlerde de buluşama yoluyla fiyat artışına neden olabilir. Basit bir örnekle piyasada beyaz eşya talebinin artığını, ancak üretimin aynı hızda artamadığını düşünün. Bu durum beyaz eşya fiyatlarını net bir şekilde yukarıya çekerken, kıymetli hale gelen bu ürünün nakliyesinden, montajına, sigortasından, aracılık gelirine ve hatta bu ürünleri almak zorunda kalan herhangi bir sektörde çalışan bir ücretlinin emeğinin karşılığına istediği tutarda da bir artış söz konusu olmaktadır.
Artan talepte çoğu zaman baş aktör kredi genişlemesi olsa da, kamu harcamalarının, yatırım ürünlerinin (kur, borsa, altın, faiz) getirdiği refah etkisinin ve ücret artışlarının da ön plana çıktığı dönemler söz konusu olmaktadır. Tüm bu gerekçeleri özetleyecek olursak talep enflasyonunun arzda bir kesinti olmadığı durumlarda, “Bol Para”+ “Sınırlı Ürün” denkleminden çıktığını söylemek yanlış olmaz. Çözümü ise nettir: Kısa vadede arzı artıramıyorsan, paranın miktarını azaltmak ve/veya maliyetini artırmak. Burada sorumluluk da merkez bankalarına düşmektedir.
Maliyet enflasyonu
Üretimde girdi maliyetlerindeki artışların neden olduğu ve yönetmesi görece zor olan alanlardan biri maliyet enflasyonudur. Bir ekonomide; hammadde, enerji, işçilik, çevresel faktörler, yasal düzenlemelere uyum, finansman, nakliye, döviz kuru vs. gibi birçok nedenden dolayı üretim maliyetlerindeki kalıcı artışlar, nihai ürün fiyatlarını da yukarıya çekmektedir. Burada bahse konu maliyetlerin kontrol altında tutulabilmesi, maliye ve para politikası ile birlikte eğer sorun kronik ise yapısal reformların devreye girmesi ile mümkündür. Özellikle hammadde ya da ara mamulde ithalata bağımlı olan ekonomilerde bu durumla sıkla karşılaşılmaktadır. İthal edilen ürün fiyatları ya da kur etkisi bu maliyet artışını beraberinde getirmektedir. Örneğin petrol fiyatlarındaki artışın etkisini sınırlama adına devreye alınan eşel mobil sistemi bir mali tedbir iken, hızlı artan kurun tansiyonunu düşürmek için atılacak faiz artışı para politikası alanına girmektedir. İthal edilen ürünlerin içeride üretilmesini sağlayacak irade ise yapısal çözüm olarak adlandırılabilir.
Gevşek Para Politikası ve Bol Para
Piyasadaki para miktarının artması, tıpkı pazardaki domates tezgâhının artmasının domatesin fiyatını düşürdüğü gibi, paranın değerini düşürür. Genellikle ekonomilerde her hangi bir sebeple zayıflama olduğunda akla gelen ilk çözüm piyasadaki paranın miktarını artırmak ve maliyetini (faizini) düşürmektir. Bu tedavi semptomların hafif ve geçici olduğu dönemlerde etkili olsa da daha ciddi sorunların olduğu dönemlerde asıl sorunu gizleyerek sorunun daha da büyümesine neden olmaktadır. Hafif ateşli bir hastaya verilen doğru dozajdaki parasetamol grubu ilaçlar, ateşin geçmesini ve hastanın kendini daha iyi hissetmesini sağlarken, karaciğer yetmezliği olan bir hastaya verildiğinde hastalığın daha ileri boyutlara taşınmasına neden olmaktadır. Parasal gevşeme de tıpkı parasetamol grubu ilaçlar gibi, doğru tanıda uygun doz ve kısa süreli kullanıldığında ekonomilere fayda sağlayabilir ancak bunu bir alışkanlık haline getirmek ve dozunu artırmak enflasyonu artıracaktır. Ülkemizde 2013 ve özellikle de 2016 sonrası başlayan ve pandemi döneminde artarak devam eden bol ve ucuz paranın getirdiği enflasyon bu sürece çok net bir örnektir. Bu konuda mesuliyet bağımsız olması beklenen merkez bankalarınındır. Unutulmamalı ki, kanunla kendisine fiyat istikrarı görevi verilen bir merkez bankasının, enflasyon hedefini tutturmadan, hükümetlerin büyüme ve istihdam politikalarına destek vermesi ciddi bir politika tutarsızlığıdır.
Beklentilerdeki bozulma
Enflasyonun kendi kendini besleyen bir canavara dönüşmesindeki en önemli etkilerden biri beklentilerdeki bozulmadır. Enflasyonun gelecekte daha yüksek seviyelere çıkacağı beklentisi, fiyatları olması gerekenden daha fazla artırmaya neden olurken, artan fiyatlar başlangıçta yüksek görülen beklentilerin gerçekleşmesine neden olmaktadır. Bu durum enflasyonun kendi kendini besleyen kehanete dönüşmesine neden olmaktadır. Bu algıyı yıkmanın tek yolu ise toplumun önüne ana hedefe giden yolda gerçekçi ara hedefler koyup, bu hedeflerin gerçekleştirilebilir olduğunu göstermek, başka bir ifade ile toplumda oluşan güven kaybını ortadan kaldırmak gerekmektedir. Çünkü güven ve beklentiler çoğu zaman hedefe ulaşmada kritik rol oynamaktadır. Bu konuyu Fiyat İstikrarı 1: “Kızılelma ve Psikolojik Güç” başlıklı yazımızda detaylı olarak incelemiştik. Beklenti yönetimi ise para ve maliye politikalarının eş güdümü altında yürütülmeli, enflasyonda kronik hale gelen problemlerin çözümü içinse daha yapısal alanlara yönelmek gerekmektedir.
Dolarizasyon ve kur geçişkenliği
Türkiye’de ticarette kullanılması gereken resmi para birimi Türk Lirası (TL) olmakla birlikte, alışverişi TL ile yapılan birçok ürünün arkasında dolar ve euro başta olmak üzere yabancı para bulunmaktadır. Örneğin benzin TL ile alınmakta ama ana belirleyici petrolün varil fiyatı ve dolar kuru olmaktadır. Bir bilgisayar aldığımızda ödemeyi TL olarak yapsak da biliyoruz ki arkada “1000 dolar * o günkü dolar/TL” kuru gibi bir mantık çalışmaktadır. Türkiye resmiyette tek para birimli bir ekonomi olsa da uygulamada fiyatların belirlenmesinde dolar ve euro, TL’den daha belirleyicidir. Bu nedenle kur artışlarının enflasyon üzerindeki etkisi çok belirgindir. İthal girdi ile elde edilen ürünlerin fiyatları kur artışından doğrudan etkilerken, kurlar ile doğrudan hiçbir işi olmayan bireylerin ürettikleri ürün ve hizmetlerde de fiyat artışı görülmektedir. Örneğin mahalle berberinin maruz kaldığı hiçbir maliyet kaleminde kur etkisi olmadığını ancak berberin dışında kalan dünyada domates, beyaz eşya, araba, mobilya vs gibi ürünlerde fiyatların kurlar kaynaklı artış yaşadığını düşünün. Böyle bir senaryoda dövizle hiçbir işi olmayan berberin yaşam maliyetlerindeki artış, onun da fiyatlarını artırmasını zorunlu kılacaktır. Bu nedenle “kurlar artıyorsa berbere ne?” sorusu hamasi bir söylem olarak ortaya çıkmaktadır. Kurların yönetiminde ise dozu iyi ayarlanmış bir para politikası yönetimi gerekmekte, bunun için de adres merkez bankalarını işaret etmektedir.
Arz şokları: Savaşlar, doğal afetler ve politik tercihler
Savaşlar, doğal afetler ya da politik tercihler gibi nedenlerle tedarik zinciri kopması ya da üretimin durması, ilgili mallarda fiyatların hızla yükselmesine neden olmaktadır. Bunu yakın dönemde en net olarak Ukrayna-Rusya savaşı ve Ortadoğu’daki İran-İsrail-ABD savaşı sürecinde yaşadık. Petrol, doğalgaz, tahıl, gübre gibi ürünler gerek üretimlerin durması gerekse de tedarik yollarında yaşanan sıkıntılar nedeniyle küresel ölçüde daha pahalı hale geldi. Bu ana girdi kalemlerinde yaşanan yüksek fiyat artışları birçok alt ürün grubunda da maliyet artışına ya da üretime ara verilmesine neden oldu. Hükümetler fiyat artışlarının etkisini azaltma adına bazı vergisel düzenlemeleri hayata geçirirken, alternatif kaynak arayışları da hız kazandı. Fiyat artışlarının bu tür şoklardan kaynaklanması, ekonomi politikaları aracılığıyla çözümü de zorlaştırmaktadır. Maliye politikaları ile bu hasar aza indirilmeye çalışılsa da sürenin uzaması, bu çözüm yollarının başka mali sorunlar doğurmasına neden olmaktadır. Örneğin yapılan bir vergi indirimi, kamuda gelir kaybına ve dolayısıyla bütçe açığına, bütçe açığı kıt kaynakların kamu tarafından daha fazla talep edilerek özel sektörün dışlanmasına ve finansman maliyetlerin artmasına yol açabilmektedir.
Yapısal sorunlar
Türkiye’de enflasyonun kronikleşmesinde ve öngörülerde sürekli sapma yaşanmasında, ekonomi politikalarıyla kısa vadede değiştirilemeyecek, yapısal sorunlar olarak adlandırdığımız etkenler yer almaktadır. Bu sorunların çözüm yeri çoğu zaman TCMB ya da Hazine ve Maliye Bakanlığı olmasa da muhatabı genellikle ilk sırada TCMB ve devamında Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak görülmektedir. Düşük tasarruf oranı, hammadde ve ara mallarda dışa bağımlılık, katma değeri düşük üretim, verimsizlik, beşeri sermaye sorunu, tarımsal planlama eksikliği, eğitim-sağlık gibi alanlarda kontrol dışı fiyatlama eğilimi Türkiye özelinde yapısal sorunlar olarak sıralanabilir. Bu sorunların bazıları sürekli olarak enflasyon üretirken, bazılarında ise mevsimsel/dönemsel (kuraklık, don, kur hareketleri vs) yaşanan şoklar enflasyon öngörüsünü ve trendini bozmaktadır. Türkiye’de enflasyonu kalıcı hale getiren temel unsurlar bunlar iken, çözümü sadece TCMB’nin para politikasında aramak sorumluluktan kaçmaktır. Para politikasının ve maliye politikasının enflasyonist etkileri azaltma konusunda başarılı olduğu dönemler olsa da kalıcı fiyat istikrarını sağlayacak olan yapısal reformlardır. Özetleyecek olursak Orman Genel Müdürlüğü’nün yaz aylarında insan kaynaklı oluşan orman yangınlarına dikkat çekmek için kullandığı “elinle yaktığın ateşi gözyaşınla söndüremezsin” cümlesini enflasyona uyarlayacak olursak “yapısal sorunlarla oluşturduğun enflasyonu tek başına para politikası ile çözemezsin” demek yanlış olmaz sanırım. Yapısal sorunlara çözüm bulmak para ve maliye politikalarının çok üzerinde bir siyasi irade ve toplumsal destek gerektirmektedir. Siyasetçinin ve toplumun bu alana neden çok fazla girmek istemediğiniFiyat İstikrarı 4: “Enflasyon Yenilince Ne Olacak?” başlıklı bölümde irdeledik.
Seçime odaklı maliye politikaları
Demokratik olgunluğun düşük olduğu, yeterli denetim mekanizmalarının kurulmadığı ve hesap verilebilirlik düzeyinin düşük olduğu toplumlarda siyasetçinin öncelikli amacı, günü kurtarmak ve devamında seçimi kazanmak olabilmektedir. Bu tür toplumlarda bağımsız olduğu düşünülen merkez bankaları bile çoğu zaman asıl hedef ve kanunla kendisine verilen sorunluluk olan “fiyat istikrarı” rotasından çıkabilmekte, maliye politikaları ile birlikte siyasetçinin öncelikli amacı olan seçimi kazanma sürecine destek olabilmektedir. Kısa vadede büyüme, istihdam ve refah artışı getiren bu politikalar, yarın değil hemen şimdi mutlu olmak isteyen toplumda da olumlu karşılık bulmaktadır. Bu tür toplumlarda bireysel mutluluk (çoğu zaman bir yanılsama olsa da) toplumun topyekûn refah artışı yaşamasının önüne geçmektedir. Vergi borcu affedilen, rasyonel olamayacak kadar düşük faizle kredi çeken, erken emekli olan, imar affı alan ya da ekonomik gerçekliklerle uyuşmayan oranda zam alan vatandaş bu işlerin yanlış olduğunu bilse bile ses çıkarmamakta hatta kendi çıkarına yönelik en büyük yanlışı vaat eden kim olursa onun yanında saf tutmaktadır. Yanlış kurgulanan ya da yanlışa yönlendirilen kamu politikalarının neden olduğu yüksek kamu harcamaları ve bütçe açıkları talep kanalıyla enflasyonu artırırken, orta ve uzun vadede oluşan açıkları kapatmak için yapılan vergi artışları da maliyet kaynaklı enflasyonu tetiklemektedir. Bu kanaldan enflasyonu artırıcı önemli bir husus da özellikle seçim zamanları ortaya çıkan ücret-enflasyon sarmalıdır. Enflasyonun çok üzerinde artan ücretler, enflasyona neden olmakta artan enflasyon ise yeniden yüksek ücret artış beklentilerini beraberinde getirmektedir. Maliye politikalarının neden olduğu enflasyonu tek başına para politikası ile dizginlemek ise çoğu zaman mümkün olmamaktadır.
Enflasyon yanlış tercihlerin bir sonucudur
Yukarıda saydığımız sebeplerin bazen biri ya da bir kaçı bazense hepsi birlikte gündeme gelerek enflasyonu oluşturmaktadır. Bu sebeplerin önem sırası enflasyonun yaşandığı döneme göre değişebilmektedir. Bu nedenle en önemliden en önemsize doğru bir sıralama yapıldığı algısı oluşmamalı, değerlendirme yapılırken içinde bulunulan dönemin özellikleri dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte, yanlış para ve maliye politikası ile Türkiye özelinde olduğu gibi yapısal sorunlar çoğu zaman diğer sebepleri de tetikleyen, enflasyonun ana sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Enflasyona sebep olan bu etkenlerin birlikte değerlendirilmesi ve fiyat istikrarının sağlanması için ilgili alanlarda topyekûn bir mücadele esastır. Dezenflasyon sürecine destek sunması gereken alanlardan birinin dahi aksaması fiyat istikrarına erişme sürecini uzatmakta ya da hedeften uzaklaştırmaktadır. Enflasyona sebep olan yukarıdaki bu başlıkları da dikkate aldığımızda, enflasyonla mücadelede;
Para Politikası
Maliye Politikası
Yapısal Reformlar
Toplumsal Mutabakat (Beklentiler)
eş güdüm halinde çalışmalıdır. Bu bacaklardan birinin dahi aksaması ya da gereğinden fazla uzaması masanın dengesini bozmakta ve fiyat istikrarının zarar görmesine neden olmaktadır.
Bir sonraki bölümde bu 4 bacağın işleyiş esaslarını ve fiyat istikrarı üzerindeki etkilerini irdeleyeceğiz.
Gıda, Sağlık, Eğitim Enflasyonla Mücadelede En Çok Aksayan Alanlar Başlıklı Video Yorumumu İzlemek İçin TIKLAYINIZ.
Finansal danışmanlık; ekonomik gelişmeleri makro çerçevede ele alarak, mikro düzeyde şirketlerin mali yapısı üzerindeki etkilerini analiz eden, bu sayede kârlılığı artırmaya yönelik stratejiler geliştirmeye yardımcı olan profesyonel bir hizmettir. Amaç; şirketin finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek ve daha sağlıklı kararlar almasını sağlamaktır.
Not: Kurumsal yatırımcılara sunulan bu hizmet yatırım danışmanlığı değildir; sermaye piyasası araçlarına yönelik al-sat tavsiyesi içermez.
Evet. Finansal danışmanlık tamamen şirketin mevcut durumu, sektörü ve hedeflerine göre şekillendirilir. Her işletmenin finansal yapısı farklı olduğu için standart bir çözüm yerine kişiye (şirkete) özel analiz ve strateji oluşturulur.
Hayır. Finansal danışmanlık hizmeti yatırım danışmanlığı değildir.
Bu hizmet kapsamında:
Hisse senedi, kripto varlık veya diğer yatırım araçlarına yönelik al-sat önerisi verilmez ancak alternatif yatırım araçları ve getiri risk değerlendirmesi yapılabilir.
Portföy yönetimi yapılmaz
Amaç; şirketin kendi finansal yapısını güçlendirmesine yardımcı olmaktır.
Şirketlerin en büyük sorunlarından biri finansal kararların sistematik olmamasıdır.
Finansal danışmanlık sayesinde:
Veriye dayalı kararlar alırsınız
Şirketinizin gerçek finansal durumunu net şekilde görürsünüz
Büyüme sürecinizi daha sağlıklı yönetirsiniz
Kısacası; finansal danışmanlık, şirketinizi “yönetmekten” çıkarıp stratejik olarak büyütmenizi sağlar.
Onayı Yönet
En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.
Fonksiyonel
Her zaman aktif
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından açıkça talep edilen belirli bir hizmetin kullanılmasını sağlamak veya bir elektronik iletişim ağı üzerinden bir iletişimin iletimini gerçekleştirmek amacıyla meşru bir amaç için kesinlikle gereklidir.
Tercihler
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından talep edilmeyen tercihlerin saklanmasının meşru amacı için gereklidir.
İstatistik
Sadece istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim.Sadece anonim istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Mahkeme celbi, İnternet Hizmet Sağlayıcınızın gönüllü uyumu veya üçüncü bir taraftan ek kayıtlar olmadan, yalnızca bu amaçla saklanan veya alınan bilgiler genellikle kimliğinizi belirlemek için kullanılamaz.
Pazarlama
Teknik depolama veya erişim, reklam göndermek için kullanıcı profilleri oluşturmak veya benzer pazarlama amaçları için kullanıcıyı bir web sitesinde veya birkaç web sitesinde izlemek için gereklidir.